18 Mayıs 2015 Pazartesi

Bir düğün akşamı

Bazen öyle olur.
Dirseğini oturduğun sandalyenin arkalığına koyarsın hep.
Yoktur yanında, kolunu omzuna atabileceğin biri.
Kalabalıkta yalnızlık, böyle bi şeydir işte.

Aslında o kadar da karanlık değildir.
Sana öyle gelir.


Birisi vardı, zannedersin.
Gelmemiştir.
Bir engel çıkmıştır belki, belki de yoktur, var zannettiğin.
Beklentiyle farkına varırsın yalnız olduğunun, birinin gelmesini beklediğin için.
Farkına varmasan, yalnız olmazsın.

Yalnız olduğunun farkına varmayanlar, yalnızlık hissetmezler.
Bilmezler yalnız olduklarını.




Çok sık karşılaşmazsın böyle şeylerle.

Mutluluk, paylaşılmak ister.
Ama,
Şairin dediği gibi...
Yalnızlık paylaşılmaz! Paylaşılsa yalnızlık olmaz!


11 Mayıs 2015 Pazartesi

Yeni - Farklı, Değişim - Direnim


Yeni bir ilişki, yeni bir insan. Farklılıklar. Her iki taraf için yeni hayaller, yeni umutlar, beklentiler.

Karşımızdakinin, kendimize uymayan taraflarını değiştirme çabaları. Ve direnmeler.



Yeni ilişkilerde, boş bir tuval alıp istediğimiz resmi yapamıyoruz. Karşımızda zaten, az çok beğendiğimiz bir resim var. O resim üzerinde beğenmediklerimizi silip, yerlerine daha iyi olduğunu düşündüklerimizi koymaya çalışıyoruz. Kolay değil.

Tuval çoktan kurumuş. Boyalar sertleşmiş. Değişime direnir olmuş. Değiştirmeye çalıştıkça, var olanı bozma olasılığımız var.

Eldeki resmi, olduğu gibi alıp sahiplenmek, kabullenmek de kolay değil. Çünkü, beklentiler, umutlar ve hayaller var.
Mutluluk, beklentilerin karşılanmasına bağlı. Hayallerin, umutların gerçekleşmesine bağlı.
Gerçekleşmeyen beklentilerin, umutların, hayallerin her bir parçası, mutluluktan da bir parça alıp götürüyor.
Olduğu gibi kabullenmek demek, hayallerden, beklentilerden eksiltmek demek.

Dışarıdan bakıldığında, o değişim istekleri aslında olumsuz değil. Belki de kendi yararımıza ama kendimizi değiştirmenin zorluğu bizi direnmenin kucağına itiyor.
Değişmeye çalışmak, kendimizden taviz vermek demek.

Öz benliğimiz, egomuz.