18 Aralık 2014 Perşembe

Bir arkadaş aradı;
- Ya benim evde koşullar uygun değil, tencere vs açısından yani. Senin evde yoğurt yapabilir miyim?
- Olur tabi, hem ben de yerim. Hatta bi de öğrenmiş olurum yoğurt yapmayı.
- Yalnız benim süt alabileceğim bi yer yok, şu senin aldığın yerden gidip alsak?
- Olur.
Telefon ediyoruz, gitmemize gerek kalmadan adam sütü getiriyor. Arkadaş da parasını hemen ödüyor. Gayet güzel.
- Aa, ama bunu neyle mayalıycaz, benim bi arkadaştan maya için doğal yoğurt bulmam lazım.
- Tamam bul.
Telefon ediliyor, bir kaç saat sonra gelirsen alabilirsin, cevabı alınıyor.
Arkadaş ordan bir tencere alıp sütü ocağa koyuyor, sonra ocakta unutuyor, süt taşmış, ocak batmış, sorun değil, ben silerim. Noolcak arkadaşız sonuçta.
Bir kaç saat sonra gelmek üzere evden ayrılıyoruz. Benim bir kaç saatlik bir işim var. Benim işimin bitiminde o da maya için yoğurdu alıp gelecek, süt mayalanacak.
İki saat geçmiş ses seda yok. Üç saat, dört, beş... sekiz buçuk saat olmuş, saat artık gecenin bir buçuğu.
Bu saatten sonra gelmez herhalde. Ben en iyisi şu sütten bir iki bardak ısıtıp, bir güzel içeyim, sonra da yatayım. Sabah da kalanını içerim.
Başına bir şey gelmiştir falan diye endişelenmiyorum da haa. Çünkü bu tür bir şeyi ilk kez yapıyor değil. Şuraya gelecem der gelmez. Buraya gidelim der gitmez. Öylesine geçerken uğrayalım der, uğrarız, orda kalır, ben gelmiyorum sen git der.
Sorumsuzluk diz boyu.
Bazen, ya naapalım o da böyle biri, herkesi olduğu gibi kabul etmek gerek, diye düşünüyorum. Bazen de yapılanlar fazla geliyor.
Bunları buraya yazacak kadar doldurduysa beni, suyu da epey ısınmış bu arkadaşlığın, demek ki.

14 Nisan 2014 Pazartesi

Böyle yaşayamıyorum, ölemiyorum da.
Bir buçuk yıl oldu, bıraktığı boşluk her geçen gün büyüyor.
Yokluğunun acısı azalacağına her geçen gün daha da artıyor.
Lanet olsun, keşke inaçlı biri olsaydım diyorum. Öbür dünya vardır, oraya gitmiştir, ben de giderim, onu orda bulurum.
Yok ki öyle değil ki. Yok oldu gitti işte. Ben de gitsem yok olacağım. Ona gene kavuşamayacağım.
Kalsam burda, gene aynı. Anlamsız. Saçma. Çok saçma.
Böyle durup acı çekmektense, yok olup gitmek daha mı iyi acaba.
Belki de.
Şu insanlar ne salak. Bi bok olacak sanıyorlar. Yok işte olmuyor. Yok yok.
Ben de salağım geri gelecek sanıyorum. Gelemez ki. Gelemez. Bi yere gitmedi ki. Yok oldu, bitti işte. Yokluk, hiçlik. Başka bişey değil.
Hepsi saçma. Anlamsız. Ne anlamı var ki.
Hayatın anlamı diye diye aramış salaklar. Hiç bir anlamı yok oysa . Öylesine doğduk öylesine yaşıyoruz. Tamamen bir hiçlik. Sonrası da boşluk.
Ben de yok olacağım, herkes de. Niye gidemiyorum, gidecek bi yer yok. sadece bir son var. Bitti mi bitti.
Öbür dünya falan filan saçmalıkları.
Avuntular.
Olmaz işler.
Hiç bir açıklaması yok. Fizik, matematik, kimya, biyoloji, tıp, tamamen saçmalık. Hani niye kurtarmadınız onu. Niye gitti.
Gitmedi ki. Gidilecek bir yer yok.
Keşke olsa da ben de hemen orya gitsem. Varsam yanına. Sarılsam ona doya doya.
Offf.. Keşke inanabilsem. Keşke öyle bir yer olsa.
Bu nedir yaa, niye kabullenilmez bi şey bu.
Kime sorayım şimdi ben bunun hesabını, neden benin meleğim, prensesim, çiçeğim, yaşamımın yarısı,..
Neden yok oldu böyle birden bire, durup dururken.
Bunu bana kim açıklayabilir. Açıklasa da ne yararı var zaten. Onu nasıl geri getirebilir.
Hayata, her şeye, şu yazdığım yazıya bile küfür edesim geliyor.
Bu ne çaresizliktir. Hiç bir şey yapamadım, yapamıyorum.


28 Mart 2014 Cuma

Off, şu anda öyle bir rüzgar var ki dışarda.
Sanki az sonra dalgalar kıyıyı aşıp evin içine girecek gibi. Ağaçlar eğilmekmekten ha kırıldı, ha kırılacak.
Soğuk mu? Yoo hiç de değil.
Ne güzel bir gürültü bu. Haaarrr... Şlaaop.. Denizin gücü işte.
Gökyüzü de öylesine açık ve berrak. Yıldızlar.... Tripodu kurup fotoğrafarını çekiyorum, kesmiyor. Bir gemiye binip gitmek lazım yıldızlara doğru.

Bu akşam çalan arkadaşlar, hepsi de usta, belli. Kamil abi belki 30 yıldır çalıyor o gitarı. O genç çocuk ismini bilmiyorum, çok iyi.  Hem de dominant. Aldı kontrolu eline kaptırdı gitti. İspanyol sevgilisi, anlamadığımız ama çook güzel şarkılar söyledi.
Asıl beklentimiz olmadı ama. O müthiş bir blues vokalisti kardeşim, sadece iki parça söyleyip bizi yarım yamalak bıraktı. Belli ki anlaşamadı çalanlarla. Sadece bir davul ya da yumuşak bir gitar yeterdi ona.
Lanet olası bira, ne çabuk bitiveriyor. En iyisi gene rakı galiba ama burası da yeri değil. Ne bir meze var ne de ...
Olsun kadınsız da oluyor işte. Gene de yaşanıyor hayat.
Ben gene döneyim kendi felsefeme ve öyle avunayım;
Yalnızlık özgürlüktür.


3 Mart 2014 Pazartesi

Yalnızlık Özgürlüktür - 2

Yalnızlık Özgürlüktür. Tamam da, dışarda böyle şiddetli bir rüzgarla beraber şakır şakır yağmur varken, yanında olsa, sana sokulsa sıcacık. Sarsan, sarılsan sımsıkı...
Şu anda ...
Lanet olsun özgürlüğe!



Yalnızlık Özgürlüktür - 1

Yalnızlık Özgürlüktür de madem niye O'nun ardından gitmek için hastane koridorlarında acısız ölüm aradın?
Filmlerde de ne kolay bulunu veriyordu oysa, kolayca uyutup, ölüme götürecek bir ilaç ve şırınga.
Bulamadın.